‘Başlarken’ Kategorisi için Arşiv
Başlarken..
BİRKAÇ SÖZ..
Gazeteci olarak yıllardır yazdığım yazıları, yaptığım röportajları,çektiğim fotografları bilgisayarımda muhafaza ediyorum.
Bunların bazıları da çeşitli Gazete ve Dergilerde yayınlandı.
Ayrıca, ”Radyo Çağ”da yaptığım “HATIRALAR GEÇİDİ”
proğramındaki konuşmalarımda bilgisayarımın deposunda duruyor.
Bunların hepsini biraraya getirerek incelemek isteyenlerin istifadesine sunmak istedim.
Tenkit ve tavsiyelerin yazarların gelişmesine yardımcı olacağı kanaatında olduğum için, görüşlerinizi bildirmenizi rica ediyorum.
Herkese selam ve saygılarımı sunarım.
Muzaffer Deligöz
Suadiye, 31.10.2006
Önsöz
Hatıralar…
Hepimizin birçok hatıraları, bildikleri var. Mektep günleri, mesleki tecrübeleri, siyaset hatıraları içindeki bu bildiklerimiz bizim bütün bir hayatımızı teşkil eder. Yaşamımızın canlılığını koruyan bu hatıraların, bu bildiklerimizin yazılması ancak başkalarının ilgisini çekecek olayların bulunması halinde önem kazanıyor. Bütün bir hayatımızı yazsak, orada başkaları için önemli şeylerin bulunması muhakkak ki zor olacaktı.
Bütün bunları nazara alarak, hayatımın içinde, başkalarının ilgisini çekecek kısımları kısa başlıklar halinde topladığım zaman gördüm ki; tarihçe-i hayatımın içinde ilgi çekecek veya ibret teşkil edecek çok hadise var.
Bu sebeple, hadiseleri tarih sıralamasına göre değil, önem sıralamasına göre yazmaya karar verdim. İsteyen istediği kısmı alır, kalanlar bizim için güzel anılar olarak kalmaya devam eder.
Burada, Rahmetli Samet Ağaoğlu’nun “BABAMIN ARKADAŞLARI” kitabının girişindeki şu satırları sizlere sunmak istiyorum: (*)
(*) Samet Ağaoğlu – BABAMIN ARKADAŞLARI-Nebioğlu Yayınevi, iST.1959- Sh:11
(…Büyük kısmı ölmüş, geri kalanları da kim bilir hangi köşelerde ölümü bekleyip duruyorlar. Bunlardan bazılarına zaman zaman rastlıyorum.
Sokaklarda, duvar diplerinde kendilerini gösterme- meye çalışarak geçiyorlar. Hani bunlar mıydı caddelere, meydanlara sığmayanlar; hani bunlar mıydı; sesleri, kahkahaları, hiddetleri, gazapları ufukları saran kahramanlar; hani bunlar mıydı en şık, en güzel, en akıllı, en zeki, en basiretli olduklarını yürüyüşlerinden bakışlarına, kolalı gömleklerinden çoraplarının çizgilerine kadar durmadan aleme ilan edenler! Şimdi gelinlerinin, damatlarının, torunlarının, mahalle çocuklarının elinde birer oyuncaktan başka bir şey değiller. Bir fırsat bularak kendilerini takdim etmek veya ettirmek imkanını elde ederlerse, eski Sadrazam, eski nazır, eski sefir, eski müsteşar olduklarını hatırlatmaya gayret ediyorlar…)
Ben burada “Kendi zamanımızdakileri” yazdığım için, birçokları yukarıdaki satırlarda olduğu gibi köşelerinde değiller. Onların bazıları hala siyasi hayatın içinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan veya bir siyasi partinin önde geleni. Diğer bazıları ise, sosyal hayatın içinde tüccar, sanayici, öğretim üyesi, gazeteci veya eğitimci olarak yer alıyorlar.
Ben Samet Ağaoğlu’ndan daha şanslıyım. Zira O, köşesinde tanınmamaya çalışanları veya unutulanları yazdı. Ben ise, hayatın hareketi içinde, ülkenin gündemini tayin edenleri yazıyorum. Benim şimdiki hareketli figüranlarım, hayatlarının köşesine çekildikleri zaman,”Benim Bildiklerim”in birçoğu da işe yaramaz satırlar haline gelecek. Onun için acele ettim.
Ben tarih yazmıyorum. Tarihimize girmiş, bazı önemli kişilerin bende kalmış anılarını yazıyorum. Tarihin onlar hakkında hükmünün ne olacağını bilmeden yazıyorum. Onlar için tarafsız olmaya çalışarak yazıyorum.
HATIRA NEDİR ?
İnsanı diğer varlıklardan ayıran özelliği aklı değil midir ?
Aklın en önemli fonksiyonu ise, zeka ve hafızadır.. Yani olmuşları hatırlamasıdır. Yani eskiyi hatırlamadır, yani hatıralardır..Aklın bu özelliği olmasa ne olur bir düşünün… Bir dakika önce yaptığınızı hatırlayamadığınızı düşünün, Bir gün önceki hadiseleri hatırlayamadığınızı veya bir yıl, on yıl önceleri hatırlayamadığınızı düşünün..Ne olacağını tahmin ediyorsunuz..
İşte Hatıraların önemi buradadır.
O halde; Hatıralarımızı zaman zaman hatırlamamız, eskiye dönmemiz insanlığımızın icabıdır. Geleceğe yön verecek olanlar ise, başkaları ile paylaşılması gereken hatıralardır.Hasbelkader bazı hadiselerin içinde oldum. Bazılarına tanıklık ettim, diğer bazılarını ise başkalarından duydum. Bunlar benim şahsi maceralarım gibi görünse de, bir kısmı Türkiye’nin Düşünce Tarihi, bir kısmı da Siyasi Tarihi bakımından önemli olaylardır.
Ancak, Üstat Cemil Meriç’in de belirttiği gibi, bunlar sübjektif müşahedelerdir. Ben tarihçi olmadığım gibi, Tarih yazarı da hiç değilim. Bu bakımdan anlatacağım olayların, tarihi gerçekler olduğu fikrine de sahip değilim.
“Her hatıra gibi, bunları okuyucularla paylaşmanın üç güzel yönü var:
-
Birincisi, bunları sizinle paylaşmanın yazara verdiği lezzettir.
-
Sizin tarafınızdaki ikinci yönü ise, bunlardan edinilecek bilgi ve tecrübeden istifade edilmesi ve ilerisi için örnekleme imkanıdır.
-
Üçüncü yönü ise, günün birinde sosyal, siyasi, kültür tarihimizi veya mücadele sürecimizi inceleyecek ilim ehlinin objektif değerlendirmelerine yardımcı olabilecek materyalin bırakılmasıdır.
Zira, yine Cemil Meriç’in dediği gibi, “Geçmiş, geleceğin malzemesidir.”
Yolculuk son bulmak üzere, ufuk göründü,Sapsarı neyi varsa o yemyeşil baharın.Ruh uçup gitmeye âmâde bir yaprak gibi,Son noktayı koyacak kaleme kalmış karar.Birden renk renk her şey uhrevîliğe büründü,Meltemleri duyuluyor öteki diyarın;Bir bir göründü yalancı hülyaların dibi,Sırtımda koskoca dağ, ümitlerimde bahar.. Fethullah Gülen Her fani gibi: bu mısralarının hakikatine doğru yol almakta olduğumuzdan;“Kendimizi değil, hakikati anlatalım” dedik..
Bu sebeplerle; bu hatıralarımı yazılı hale getirdim ve İnternet’te açacağım bir siteye de taşıyacağım.
Muzaffer Deligöz
muzafferdeligoz@ena-ajans.com.
İstanbul, 29 Mart 2000 Çarşamba
Yorum Yapın